Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Meğer
19 Şubat 2012 Pazar Saat 00:43
Yayın hayatına Gülşen Kılınçer’in “Meğer…” kitabıyla giriş yapan Kitap Majestic, kadın ve çocuk eksenli bir yayıncılık yapma amacını taşıyor.





Yayın hayatına Gülşen Kılınçer’in “Meğer…” kitabıyla giriş yapan Kitap Majestic, kadın ve çocuk eksenli bir yayıncılık yapma amacını taşıyor. Kılınçer, “Meğer…”de yılın her gününe bir yaprak düşürüyor.

Bir kısmında “Meğer…”le başlayan aforizmalar diğer kısmında ise Kılınçer imzalı “Meğer…”lerle devam eden kitabı ilginç bir çalışma olarak özetlemek mümkün.

YILMAZ METE ER

 “Meğer gelmemeliymiş artık haberi öteden belli olan!” Kitabın arka kapağında rastladığımız bir cümle bu. “Bir avuç toprağa kurban gitmemeliymiş, bir damla gözyaşı” diye devam ediyor. Kitabın ismi aslında her birimizin kendi içsel serüveninde karşılığı olan bir kimliğe tutunuyor: “Meğer…” Kitabı okumaya başladığınızda meğer ne çok meğerimiz var diye düşünmeden edemiyoruz.

Gülşen Kılınçer, gazete okurlarının ya da kültür sanat dergilerini takip edenlerin hatırlayabileceği bir isim. Uzun yıllar gazetecilik alanında ve en çok da kültür sanat haberciliğinde karar kılmış ve sonunda ‘yüreğinin götürdüğü yere” yani reklamcılığa gitmiş, ajans çalışmalarında devam kararı almış. İlk bakışta pek çok şairin reklam ajansında çalıştığı bilgisini belleğimizde tutuğumuzda gazetecilikten reklamcılığa geçişi kendi adıma pek yadırgamıyorum, aksine spot hayatların yaşandığı, kısa cümlelere çok şeylerin sığdığı “kısa metraj” alanda çok hızlı gelişmeler yaşandığını biliyorum. Gülşen Kılınçer de bu söylediklerimi doğruluyor ve şunları söylüyor: “Reklamcılık ve yazarlık birlikte gidebilen, birbirinden ayrı düşmeyen şeyler. Ajans çalışmalarının en yoğun olduğu dönemde de her zaman yazdım, hep bir tarafından tutundum yazıya. Bu kadar disipline olmamıştı yazdıklarım ve onları yayımlamıyordum sadece.”

Majestic, reklam firması olarak bilinmesine rağmen ilk çıkışı “Meğer…”le yapan bir yayınevi de aynı zamanda. Kılınçer, Majestic’in  yayın çalışmalarının kadın ekseninde yoğunlaşacağını söylüyor: “ Modern hayata baktığınızda kadının ikilemli bir yapıda ayakta durmaya çalıştığını görüyoruz. İki farklı kültürün arasında kalmışlık da diyebiliriz buna. Kadının bu alanda var olabilmesi büyük bir mücadeleyi de beraberinde getiriyor. Bu yüzden kadın ağırlıklı bir yayıncılıktan söz edebiliyorum. Bu alana elbette ki aile ve çocuk da giriyor, erkek de. Önemsediğimiz husus şu: kadınlar üzerine yazılan kitapların çoğunun erkekler tarafından yazıldığını görüyoruz. Neden kadınlar kadınları, kadınlar erkekleri yazmasın?” Kadın olmanın zorluklarına da değinen Kılınçer’e göre Türkiye’de bir kadın olarak ayakta kalmak daha da zor. Bunun nedenini ise şöyle açıklıyor: “Türkiye’de kadını daha çok cinsel obje olarak gören bir yapı ortaya konmaya çalışılıyor. Kadınlar da kolayı seçiyor ve aklıyla var olma çabası içine girmiyor. Bu durum erkekleri de, aileyi de mahvediyor.”

Bir yılın her gününe bir yaprak düşürüyor yazar “Meğer…”de. İbn Hazm, Tagore, Aristo, Fuzuli, Mart Twain, Herman Hesse, Pascal, Kafka, Martin Lings, Balzac, Goethe, Beydaba gibi önemli isimlerin “Meğer..”le başlayan cümlelerinin karşı sayfalarına Gülşen Kılınçer kendi “Meğer…”lerini koymuş. Haliyle ortaya ilginç bir çalışma çıkmış. Görsel yönüyle de dikkat çeken çalışma Akıl Günü, Acı Günü, Araf Günü, Üzüntüye Kapılmama Günü gibi başlıklarla daha da dikkat çekici hale gelmiş. ‘Meğer’lerin yazılma süreci de hayli zorlu. Şöyle anlatıyor Gülşen Kılınçer: “ Üç ay eve kapandım. Kitapları yere dizdim. Hem kitap okudum hem de yazdım. Uzun geceler boyu uykusuz kaldım. İşimi gücümü bıraktığım için maddi anlamda büyük kayıplar yaşamama aldırmadan bu kitabın çıkması için çalıştım. Sonuçta Meğerler bir araya geldi. Yazarken okuduklarımdan beslendiğim gibi kendi geçmişimden de destek aldım. Somut birçok olayı soyutlaştırarak, zamanlarla oynayarak kitabı meydana getirdim”

Meğer’lerin ardından bir öykü kitabı hazırlığı var yazarın. Kadının hayatta var olma çabasını öne çıkaran öyküler olacak bunlar. Sosyal yaşamdaki, bir ailenin ferdi olarak, sanatçı olarak kadın portreleri öne çıkacak kitapta. Kadın programlarını sorduğumuzda ise bu tür programların çözümün bir parçası olmak yerine sorunu ağırlaştırdığını düşünüyor Kılınçer. “Kadınlar bu programlarda sadece ağlıyor”. Yanisi şu: kadının bir duruşu yok.

Son sözünü almak istiyoruz yazardan. Onunsa şu söylediği ‘Meğer’in ve ardından gelecek kitapların ortaya çıkış amacını özetliyor: Sadece ellerimizi değil yüreklerimizi de havaya kaldırıp, ‘ben buradayım’ diyebilmeliyiz”

Tel: 0 212 259 42 04

Bu yazı toplam 6157 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
17 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR