Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Etkinlikler
TYB 11. ŞİİR GECESİ KAZAN'DA
02 Ekim 2015 Cuma Saat 00:33
Türkçe’nin 11. Uluslararası Şiir Şöleni Kazan’da başladı





Türkiye Yazarlar
Birliği (TYB) tarafından ilki 1992 yılında Bursa’da yapılan “Türkçe’nin
Uluslararası Şiir Şölen”lerinin on birincisi, Tataristan’ın başkenti
Kazan’da başladı.

4
Ekim 2015’e kadar Kazan’da devam edecek şölene Türkiye’den, Türk
cumhuriyetlerinden ve dünyanın çeşitli ülkelerinden yüzün üzerinde şair
katılıyor. Kazan Kerim Tincurin Tiyatrosu’nda başlayan programda ilk
olarak Tataristan Yazarlar Birliği Başkanı Rafis Kurbanov açış konuşması
yaptı. Kurbanov, Türk dünyasının şairlerini Kazan’da ağırlamaktan
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, şölenin Türk dünyası yazarlarının
tanışmasına ve kaynaşmasına vesile olacağını söyledi. Daha sonra
sırasıyla TYB Onursal Başkanı D. Mehmet Doğan,  Altay Cumhuriyeti
Parlamento Başkanı İvan Belekov, TC Kazan Başkonsolosu Turhan Dilmaç,
Tataristanlı şair ve Cumhuriyet Devlet Konseyi Mşlletvekili Razil
Valkev, Tataristan Kültür Bakan Yardımcısı Güzel Niğmatullina, Kazan
Federal Üniversitesi Filoloji Enstitüsü Müdürü Radif Zamaletdinov ver
TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç birer konuşma yaptılar.

kazanhaber1.jpg

TÜRKİYE TÜRK HALKLARIN VATANI

TYB
Onursal Başkanı D. Mehmet Doğan, konuşmasında Türkiye’nin bütün Türki
halkların birinci vatanı değilse de, ikinci vatanı olduğunu vurguladı.
Doğan, “Türk dünyasının bütün renkleri, sesleri, tadları, kokuları,
hüzünleri heyecanları, ümitleri... Bu birkaç günlük şiir şöleni
vesilesiyle bir araya geliyor, o geniş coğrafyaların enginliğini, köklü
tarihin ihtişamını bir daha hatırlatıyor. Bu şölenler bizim için hafıza
tazelemesi… Geçmişten bugüne getirebildiğimiz güçlü edebiyat mirasımızı
geleceğe taşımanın zeminlerinden biri, hatta rakipsiz birincisi şiir
şölenlerimiz… Her şölenin uyandırdığı heyecan sonlara doğru bir sonraki
şölenin heyecanını selâmlıyor. Bakalım iki yıl sonra hangi medeniyet
merkezimizde 12. şölenimizi icra edeceğiz?” dedi. TYB Başkanı Hicabi
Kırlangıç da “Şiir bizi buluşturdu. Böylesi bir buluşma için şiirden
güzel bir bahane olamazdı. 23 yıl önce başlayan şölenimizin başlaması
önemliydi, ama devam etmesi de çok önemli. Bunun sağlanmasında en büyük
katkı şairlerimizindir. Onlar başta olmak üzere tüm emeği geçenler
teşekkür ediyorum” diye konuştu.

 

ŞİİR ATOLYELERİ DÜZENLENECEK

kazanhaber2.jpg

 

Konuşmaların
ardından Tatar Milli Müziği konseri verildi. Programın açılış
konferansını ise Prof. Dr. A. Yavuz Akpınar, “Türkiye Tataristan
Edebî-Fikrî İlişkileri” başlığı altında gerçekleştirdi. Daha sonra
Abdullah Tukay Şiir Faslı’nda dünyanın dört bir yanından şölene gelen
şairler şiirlerini seslendirdiler. Kazan şöleninde Tataristan’ın ünlü
şairi Abdullah Tukay, Başkurdistanlı şair Remi Garipov ve Muhibbi
Mahlasıyla şiir yazan Kanunî Sultan Süleyman adına büyük ödüller
verilecek. Şölen boyunca konferanslar, konserler yanında şiir
atölyelerinde şairler şiirle ilgili çeşitli konularda görüşlerini ortaya
koyacak.

Şölene katılan şairler şöyle:

Şölene
Türkiye’den Osman Özbahçe, Hicabi Kırlangıç, Ali Ural, Fatma Şengil
Süzer, M.Ali Köseoğlu, İbrahim Eryiğit, Vedat Güneş, Mehmet Kurtoğlu,
Eyüp Azlal, Kadir Karaman, Metin Önal Mengüşoğlu, Mehmet Narlı, Yılmaz
Daşcıoğlu, M. Muharrem Tüfekçi, Hıdır Toraman, Ömer Korkmaz, Süleyman
Çelik, Ali K. Metin, Atakan Yavuz, Şakir Kurtulmuş, Arif Dülger, Mustafa
Uçurum, Rıdvan Canım, Zeynep Arıkan katılıyor.

Türkiye
dışından katılanlar ise: Karaçay: Muraddin Ölmezov, Çuvaşistan:
Liudmila Nikolaeva, Başkurdistan: Gulnara Halfitdinova, Fanil Bulyakov,
Selavat Abüzer, Hismet Yuldaşev, Ethem Gumer, Tamara İskenderiya, Altay:
Brontoi Bedyurov, Kırım: Rustem Calilov, Azerbaycan: Əkbər Yolcuyev
(Qoşalı), Faiq Seferov  (Balabəyli), Kazakistan: Dauren Kassenov  ,
Tanagoz Ilyassova , Jayşıbay Galim, Kosova: Taner Güçlütürk, Hollanda:
Zekiye Doğan, İran: Esmaeil Bahrami Aghjenziveh, Mohammad Jafari Fard,
Irak: Mustafa Ziya, Almanya: Gülnihal Ölçüm, Tuva-Hakas Cumhuriyeti:
Eduard Micit, Kırgızistan: Narsulu Gurgubai, Altynbek Ismailov,
Özbekistan: Fahriddin Nizamov, Azam Abidov, Hakasya: Timur Davletov,
Kumuk: Bagautdin Samadov, Gürcistan: Akif Xansultanlı, Dağıstan: Issa
Kapaev, Aynara Tolubaeva Makedonya: Mehmed Arif. 

kazanhaber3.jpg

Şiir Fasılları ve Atölye Çalışmaları

1
Ekim Perşembe günü yapılacak açılışta Türkçe’nin Uluslararası Şiir
Şöleni Daimi Heyet Başkanı D. Mehmet Doğan, Türkiye Yazarlar Birliği
Başkanı Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Tataristan Yazarlar Birliği Başkanı
Rafis Kurbanov, Tataristan Kültür Bakanı birer konuşma yapacaklar. Prof.
Dr. A. Yavuz Akpınar “Tataristan-Türkiye edebi ve fikri ilişkileri”
konulu açılış konferansını verecek. İlk gün Abdullah Tukay Şiir Faslı
ile tamamlanacak.

İkinci
gün Remi Garipov Şiir Faslı ile başlayıp Reşit Rahmeti Arat Şiir Faslı
ile devam edecek ve Mehmet Âkif Ersoy şiir faslı ile tamamlanacak.

Aynı
gün, şairler “Şiirde millilik, gelenek-evrensellik ve yenilik
kriterleri”, “Şiirin kültürel, sosyal ve metafizik değerlerle ilişkisi”,
“Modernleşme süreci ve dildeki değişimlerin şiire yansıması”, “Tatar
edebiyatı ve şiirinin niteliği ve eğilimleri” konularını atölyelerde
tartışacak.

Üçüncü
gün Derdemend şiir faslı ile başlayacak. Büyük ödüller ve katılım
beratları takdiminden sonra Fatih Kerimi ve Abdürreşid İbrahim şiir
fasılları yapılacak, Şiir atölyeleri sonuç bildirileri okunacak. 
Program Kazan ve çevresi kültür gezisi ile tamamlanacak.

Şölen
Büyük Ödülleri Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şölenlerinde, Türk
dünyasının üç büyük şair ve yazarı adına büyük ödüller veriliyor. Büyük
Ödüllerin, hem maddi değeri, hem de sanat değeri taşıması gözetiliyor.
Bekir Soysal tarafından hazırlanan büyük ödüller, adına ödül verilen
şair ve yazarların altın kaplama rölyefleri ile klasik cilt ve süsleme
unsurlarının bir kompozisyonu şeklinde tasarlandı.

D. MEHMET DOĞAN’IN TAM KONUŞMA METNİ

Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim...

Anadolu’da,
benim doğduğum topraklarda 8 asır önce yaşamış, sözü dosdoğru söylemiş
ulu bir şairin yalın, fakat okyanus gibi engin bir deyişi bu...

Diyebiliriz ki, burada, Kazan’da bulunuşumuz, bu tek satırlık sözün icabı...

Tanış
olmak, birbirimizi bilmek...Kendimizi bildikten sonra, yakınlarımızı
bilmek ve tanımak, sonra biliş halkasını genişletmek...Ucu sonsuza kadar
giden bir tanışıklık ve bilme...

Kazan’la,
bu çok çileler çekmiş, büyük badireler atlatmış, güngörmüş güzel
şehirle tanışmak; onun yüzlerce yıllık şiir sesini duymak ve bugüne
gelen şairlerini yakından tanımak...

Bunun için üç beş gün yetmez belki...Her işin bir başlangıcı vardır. O başlangıç için buradayız...

Bu
şiir şöleninin hazırlıkları sürerken, kime Kazan’dan bahsetsek, hiç
garipsemedi, coğrafî bir uzaklık asla akla gelmedi. Dede Korkut
hikâyelerinden birinin kahramanı Salur Kazan’ın şehri diye düşünüldü her
halde. Hele bir Ankara’lı, ki ben de öyleyim, kendini Kazanlı
sayabilir... Çünkü Kazan Türkiye’nin başkalası Ankara’da bir ilçe. Biz
istediğimiz anda Ankara’nın neresinde olursak olalım, yarım saatte
Kazan’a gidebiliriz. Buraya gelmeden bir hayli yolum düştü
Kazan’a...Ankara’nın Kazan’ı, Ova çayının kenarında kurulmuş küçük bir
yerleşme idi, şimdi sanayi şehri oldu. “Türkiye’nin uçak fabrikası
Kazan’da” desem, ne demek istediğim anlaşılır her halde...

Ve ben bir Kazan’dan başka bir Kazan’a geldim...Dönüşüm de Kazan’a olacak!

Dilimizin
şiir şölenlerinin 11.sini Kazan’da, bu köklü medeniyet merkezimizde
icra edeceğiz... Şiir kervanımız, adıyla anılan devleti kuran Osman
Bey’in rüyası Bursa’dan 23 sene önce çıktı yola, oradan Türkistan
bozkırlarına yöneldik. Almatı’da, Aşgabad’da mola verdik. Sonra bir
hayli güneyde, Kıbrıs’ta Girne’ye kondu şiir kuşumuz. Ardından
Avrupa’nın parlamento başkenti Strazburg şehrinde durakladık. Hep bir
gün Kazan’a gelmeyi düşündük. Bu arada arkadaşlarımız Kazan’da yapılacak
bir şölen için hayli çaba sarfettiler... Demek ki, zamanı değilmiş.
Fakat çok yaklaştık, 10 yıl önce Kırım’da, Akmescid’de 6. şiir şölenini
geçirdik. Bağçesaray’a uğrak verdik, İsmail Gaspıralı’nın divanında
durduk, o büyük ruha rahmetler okuduk. Daha sonra büyük bir şairimizin,
Yahya Kemal’in memleketi Üsküb’de konakladık. Sonra Bakü’ye uğradık ve
ardından Balkanlar’da Prizren’de şairlerimizle beraber olduk. Nihayet
müslüman geçmişimizin doğu coğrafyasına, Kırgızistan’a, Bişkek’e vardık.
Manas’ın ülkesinden destanlar devşirdik ve şimdi Kazan’dayız. Dilimizin
kuzey sınırlarında, Müslüman geçmişimizin bin yılı aşan batısında...

Kazan
şairler ülkesi...Bu şölenin büyük ödüllerinden biri Kazan’ın ünlü şairi
Abdullah Tukay adına veriliyor. Tukay bizim Kazan’dan en çok
duyduğumuz, bildiğimiz şair. Onun şiirlerini okuyunca çok tanıdık geldi
bana. Sanki Türkiye’deki çağdaşları olan Namık Kemal’i, Mehmed Âkif’i
okuyormuşum gibi:

Kaçan sun, iy fekıyr millet, beharın!

Kaçan kiter kiçin, kilir neharın?

Kilir melle kabirge min sörilgeç,

Kıyamet könde min ülip tirilgeç?

Ne
zaman ey fakir millet baharın/Ne zaman gider gecen, gelir
gündüzün/Gelir mi ben kabre düşünce/Kıyamet gününde ben ölüp
dirilince...

Bu mısraları okuyunca, Abdullah Tukay’ın bu dünyaya erken vedasının, 27 yaşında ölümünün sırrını anlar gibi oldum...

Bizim dilimizden düşmeyen şu mısralarda sanki Mehmed Âkif, Tukay’a sesleniyor...

Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım

Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım

Tukay’la
Mehmed Âkif 20. yüzyılda aynı duyguları dile getirdiği gibi, sözün
başında ismini zikrettiğimiz Yunus Emre ile Kul Şerif de asırlar önce
aynı hissiyatı söylüyor:

İy künil, bil bağlama, kübni kiçürgen dünyadır,

Bu ülim şirbetin halıkga içürgen dünyadır.

*

Bilirim seni yalan dünyasın

Evliyaları alan dünyasın...

Yunus’la
Kul Şerif’i birlikte anmak, hem de Kazan’da... Aynı zamanda bir devlet
adamı, ilim adamı Kul Şerif. Yarın, yani iki ekim, oktabır 1552’de bu
dünyaya veda eden Kul Şerif’in şehadetinin 563. yıldönümü... Ben derim
ki, belki de o şairi, o âlimi, o şehidi yâd için günü gününe buradayız..

Mekân
ve zaman ilgisi düşünülmeden insanları, eserlerini ne kadar
anlayabiliriz? Kazan, Tataristan coğrafyası, bize yüzlerce yıllık
tarihin boşuna yaşanmadığını ilân ediyor. Bu coğrafyadan yüzlerce,
binlerce yıl bir çok kavimler gelip geçti. Her birinden belli belirsiz
izler kaldı. Fakat, Kıpçaklar, Tatarlar bu coğrafyayı kalıcı yurt
tutarak can ü gönülden benimsedi. Ve Kazan ve çevresi köklü bir
medeniyet merkezi olarak yükseldi.

Çok sevmek çok ızdırap çekmenin kardeşidir. Bu sevgi ve ızdırap Tataristan’ın ve Tatarların varlık sebebi.

Anadolu,
Türkiye, Tataristan’la benzer bir kaderi paylaştı desek çok hata
etmeyiz. Türkistan coğrafyasının kuzeyinden Tatarlar, güneyinden bizler
yürüdük ve bugünkü vatanlarımızı kurduk. Büyük zaferler kazandık,
zaferlerimiz kadar yenilgilerimiz de oldu... Her şeye rağmen
topraklarımızda var olduk, başımız dik yaşadık.

Türkiye
ile Tataristan Türk dünyasının, İslâm dünyasının modernleşme
sancılarını erken dönemde çeken ülkeler. Modernliğin sömürgecilik
şeklinde dünyayı istila ettiği dönemde kimliğimizi koruyarak, kendimiz
olarak var olmanın zorlu mücadelesini Tatar halkı kuzeyde, biz güneyde
verdik. Ancak bizim mücadelemiz, kararlılığımız diğer topluluklara
nefese aldırdı. Osmanlılar Avrupa ile yüzyıllarca savaştılar, ama bu
onların gücüne teslim olmadan onlardan yararlanarak var olmanın
mücadelesini vermelerine engel olmadı. Tatarların bunu kuzeyde Rus
kültürü karşısında var olarak tecrübe ettiğini biliyoruz.

Kendi kültürümüzü, dilimizi koruyarak, tarihimizi bilerek sürdürülen benzer bir modernleşmeden söz ediyoruz.

Anadolu
ve Tataristan doğu ve batı arasında, Asya ile Avrupa arasında,
Türkistan’la Rusya arasında geçiş coğrafyası olarak insanlık tarihinin
önemli bir halkasını inşa ettiler. Bizim direncimiz, mukavemetimiz
olmasa idi, insanlık tarihi çok şey kaybederdi. 

Ülkelerimizin
edebiyatçıları, şairleri bin yıllık kültürümüzün bütün yükünü asırlarca
taşıdılar. Edebiyat ve düşünce beraber yürüdü.

İstanbul’la
Kazan modernleşme tarihimizin iki büyük medeniyet merkezi. Biz
“yenileşme” veya “teceddüt” derken, siz “ceditçilik” dediniz. 19. asrın
başında faaliyete geçen Kazan basmahanelerinde hem Türkistan’ın ilim ve
edebiyat eserleri, hem Anadolu ve Osmanlı sahasının ilim ve edebiyat
eserleri çoğaltıldı. Coğrafyalar aşan hikâyelerimiz ve kahramanlarımız
oldu. Asırlardır bizi güldürürken düşündüren Nasreddin Hoca, Kazan’a 19.
asırda Nasreddin Efendi olarak geldi ve aynı tesiri uyandırdı. Müşterek
edebiyatçılarımız, fikir adamlarımız, ilim adamlarımız ufuklarımızı
açtı. Ünlü Kazan’lı yazar Fatih Kerimi, aynı zamanda bir İstanbul yazarı
olarak bilinir. Hayatını Türkiye’de tamamlayan Yusuf Akçura
Tataristan’da doğdu, Üç Tarz-ı Siyaset isimli meşhur eserini bu
şehirde kaleme aldı. Fakat kitap Mısır’da, Kahire’de yayınlandı. En
fazla nerede okundu derseniz, cevabı “İstanbul” olmalıdır.

Coğrafyalar
aşan, sınır tanımayan bir düşünce ve edebiyat varlığından söz ediyoruz.
Gerçekten yüz yıl önce böyle bir dünyada yaşıyorduk. Gaspıralı İsmail
Kırım’ın Bahçesaray şehrinde Tercüman’ı yayınlıyor, bütün dünyamızın
tercümanı oluyordu. Dilde, fikirde, işte birliğe çok yaklaşmıştık.
Kazan’da, Kahire’de, Tiflis’te, Bakü’de, Tebriz’de, Taşkent’te...
basılan kitaplar şehirler, ülkeler dolaşıyordu. Mehmed Âkif’in
İstanbul’da yayınladığı Sebilürreşad dergisi, Kazan’da,
Taşkent’te, Buhara’da okunuyordu...Kazan’da ilim tahsil eden
Türkistanlılar az değildi, İstanbul’da okuyan Tatar aydınları da bir
hayli idi. Kazan’dan İstanbul’a gelenler olduğu gibi, İstanbul’dan
Kazan’a gelenler de vardı...

Bizim, bir zamanlar ateşle konuşan, selle konuşan, İtil’le, Tuna’yla, Nil’le konuşan şairlerimiz vardı...

Ben ki ateşle konuşurdum

Selle konuşurdum

İtille, Tuna’yla, Nil’le konuşurdum...(Arif Nihat Asya)

En
hızlı ulaştırma aracının tiren olduğu ve süratinin 50-60 kilometreyi
geçmediği bir dünyadan söz ediyoruz...Telgrafın yeni yaygınlaşmaya
başladığı, telefonun başlangıç halinde olduğu bir dünyadan...

Bugünün
olağanüstü ulaştırma imkânları, anı anına dünyanın her tarafıyla 
iletişim kurmamızı sağlayan günümüzün haberleşme vasıtaları bizi daha
yakınlaştırmalı değil miydi?

Her halde Kazan şiir şöleni vesilesiyle bu konular üzerinde düşünmeye, konuşmaya vaktimiz olacak...

Dilimizin
Kıpçak sahası Tataristan’dan Mısır’a engin bir deniz gibi... Binlerce
yıllık dil ve kültür mirasının bugünkü kahramanları, Tatar şairleri,
edebiyatçıları; onları saygıyla, muhabbetle selâmlıyorum...Bugün var
olmak, dünden ayrı değil. Siz önemli bir insanlık mirasının, güçlü bir
dil ve edebiyat varlığının bugünkü temsilcilerisiniz.

Bugün
dünya, insanlığın binlerce yıllık tarihî mirasını korumak için büyük
meblağlar harcıyor... Binlerce yıl öncenin günlük eşyaları, sanat
eserleri, mimari mirası bir şekilde korunuyor. Dil ve debiyat mirasının
korunması da aynı derecede, hatta daha da önemlidir. Bugün burada
bulunuşumuz bu mirasın Kazan’da korunduğuna, dahası yaşatıldığına
şahitlik etmek içindir.

İnsanlık
âlemi artık dünyanın bitki örtüsünü, canlı varlıklarını, taşını
toprağını, tabiatını korumak için de ciddi çabalar gösteriyor. Dünya
bunlarla birlikte, insan unsurunun bütün çeşitliliği ile var olması
sayesinde güzel bir dünya olabilir.

Bu
gün güzel bir vesile ile burada bulunan ve dünyanın dört bucağından
gelen şairlerimiz, yazarlarımız, böye bir dünyanın var olabilmesi için
her türlü sıkıntıya katlanan, ölümü göze alan bir topluluğun bugünkü
varisleridir...

Tatarlar
bu coğrafyanın kendine mahsus lâlelerini, güllerini,
menekşelerini/milovşalarını, sümbüllerini ve bilcümle çiçeklerini,
böçeklerini, ağaçlarını bitkilerini, kokularını, renklerini, seslerini
yaşatmak için yüzyıllar boyunca mücadele ettiler...Onlar bu coğrafyada
var olduğu için bu toprakların zengin tabii varlığı bütün ihtişamı ile
ayakta kaldı.

Kul
Şerif’in mücadelesi, Süyünbike’nin ve umumen Tatar halkının mücadelesi
bütün insanlık içindi. Biz yoksak, burada bulunan çeşitli lehçelerden
konuşan-yazan şairler yoksa, dünya ne kadar var olabilir?

Tarih
boyunca Kazan bizdeydi, biz Kazandaydık...Burada adına büyük ödül
vereceğimiz şair Muhibbi, yani Kanuni Sultan Süleyman’ın başveziri Koca
Mehmet Paşa 16. asırda Don ve İtil nehirlerinin bir kanalla
birleştirilmesi için harekete geçti. Bu, coğrafyaları ve burada yaşayan
halkları birleştirme projesi idi.

Kazan,
İran Anadolu’nun Türkistan’la ilişkisini kestiği için, Hac yolunun
İstanbul’dan önceki menzillerindendi. Binlerce Türkistanlı müslüman önce
Kazan’a, sonra hilafet merkezi İstanbul’a uğrar, orada bir süre kalır
ve oradan hacca yollanırdı...

Kazan’nın
yetiştirdiği âlimler, fikir adamları, mürşidler...Türkiye’nin tarihinde
hep hayırla yâd edilir. 20. yüzyılın başındaki hercümerc, çok sayıda
Kazanlı, Tatar ilim ve fikir adamının ülkemize gelmesine yol açtı. Onlar
olmasa, ilim hayatımız, fikir hayatımız ve hatta manevî hayatımız eksik
kalırdı. Onlardan sadece bazılarının ismini zikredebileceğim:
Şehabeddin Mercanî, Abdürreşid İbrahim, Musa Carullah Bigi, Ayaz İshakî
İdilli, Yusuf Akçura, Sadri Maksudî Arsal, Abdullah Battal Taymas, Halim
Sabit Şibay, Hamit Zübeyr Koşay, Reşit Rahmeti Arat, Akdes Nimet Kurat,
Saadet Çağatay, Zakir Kadiri Ugan, Ahmet Temir...

Abdürreşid İbrahim, bizim edebiyatımızda sadece Âlem-i İslâm
başlıklı seyahat kitabıyla değil, büyük şairimiz Mehmed Âkif’in bir
şiir kitabında Süleymaniye Camii’nden hitab eden bir Tatar âlimi ve
edibi olarak da önemli yer tutar.

Türkiye
bütün türki halkların birinci vatanı değilse, ikinci vatanı. Elbette
çeşitli sebeplerle Türkiye’ye gelen çok sayıda Tatar var. Bunlar içinde
yaptıkları işin tabiatı icabı ismi öne çıkmayan büyük şahsiyetler de
var. Bir tanesinden birkaç cümle ile söz etmeden geçemeyeceğim:

20. yüzyıl Türkiyesi’nin en büyük fikir adamı, filozofu, Nureddin Topçu, mürşidi Abdülaziz Efendi’yi şöyle anlatıyor: “Onun
bende şimdi muamma olan son bakışında melek masumluğu ile ilahî bir
emir birleşmiş gibiydi. Hicab ile ihtarın bir bakışta böyle birleştiğini
görmemiştim.”

Büyük maneviyat önderi Abdülaziz Bekkine,1895’te
İstanbul’da doğmuş, ama ailesi 1880’de Kazan’dan göçmüş. 1908’de
Kazan’a dönüyorlar. Bolşevik ihtilalinden sonra annesi ve babası vefat
etmiş olan Abdülaziz Efendi İstanbul’a geliyor. 1937’de Fatih Zeyrek’te
Çivizade Ümmü Gülsüm camiine imam oluyor ve buradaki görevine vefatına
kadar devam ediyor.... Gümüşhanevi dergâhının Mustafa Feyzi Efendi’den
sonraki şeyhi Serez’li Hasib Efendi’nin 1949’da vefatı üzerine, irşad
vazifesi ona geçiyor ve 1952’de vefat ediyor. Bu ruh mimarının kısa
hayatında kazandığı gönüller sayısız…

Bu
sene vefatının 40. yılı olan ve felsefe literatürüne “İsyan ahlâkı”
kavramını armağan eden büyük fikir adamımız Nureddin Topçu onlardan
biri…

Bütün
ismi geçen ve geçmeyen, ülkeler ve halkların müşterekliğini bize
hayatlarıyla ısbat eden büyüklerimizi rahmetle yad ediyoruz...

Aziz dostlar, dünyanın dört bucağından 11. şiir şölenimizi teşrif eden kıymetli şairler ve edebiyat adamları…

Kültür
gelenektir, kurumlaşmadır. Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni 23 yıldır
yapılıyor ve Kazan’da 11. defa bir araya geliyoruz. Allah’a hamdolsun
ki, sınırlar aşan bir gelenek oluşturduk. Uzak çağrafyalardaki
kardeşleri bir araya getirdik.

İcra tarzıyla, büyük ödülleriyle, şairlere takdim edilen katılım beratlarıyla dünyayı dolaşan bir güzellik şölenlerimiz…

“Türkçe'nin
Uluslararası Şiir Şöleni, geçmiş asırların anıtlaşmış şairlerini
hatırlatarak, yedi iklim dört bucaktan zamanımızın yaşayan dil ve şiir
ustalarını bir araya getirerek yeniden bir dirilişin zeminini
hazırlıyor. Ufuklarımız her şölende. Coğrafyalar, insanlar ve asırlar
boyu genişliyor ve derinleşiyor…”

Türk
dünyasının bütün renkleri, sesleri, tadları, kokuları, hüzünleri
heyecanları, ümitleri... bu birkaç günlük şiir şöleni vesilesiyle bir
araya geliyor, o geniş coğrafyaların enginliğini, köklü tarihin
ihtişamını bir daha hatırlatıyor. Bu şölenler bizim için hafıza
tazelemesi…Geçmişten bugüne getirebildiğimiz güçlü edebiyat mirasımızı
geleceğe taşımanın zeminlerinden biri, hatta rakipsiz birincisi şiir
şölenlerimiz…Her şölenin uynadırdığı heyecan sonlara doğru bir sonraki
şölenin heyecanını selâmlıyor. Bakalım iki yıl sonra hangi medeniyet
merkezimizde 12. şölenimizi icra edeceğiz?

Türkçenin
Uluslararası Şiir şölenleri, Türkiye Yazarlar Birliği’nin oluşturduğu
Şölen Daimi Heyet’i tarafından tasarlanıyor ve uygulanıyor. Bu
faaliyetin ortaya çıkmasında onların gayreti, emeği büyük. Hepsine
teşekkürlerimi sunuyorum. Elbette Kazan şöleni, ev sahibimiz Tataristan
Yazarlar Birliği’nin, onun değerli başkanının ve yöneticilerinin ilgi ve
gayretleriyle yapılabiliyor. Onlara da şükranlarımı sunuyorum. Kazan’da
Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisi Başkonsolosumuz ve görevlilerimiz de
bu şölenin gerçekleştirilmesi için feragatla çalıştılar ve desteklerini
esirgemediler. Onların ilgilerini, desteklerini de burada saygıyla
anıyorum.

İnşaallah bir sonraki şölende buluşmak ümidiyle…

Bu
şölende çok şiirler okunacak. Her şair kendi şiirini seslendirecek. Bu
gerçek bir güzellik. Şairlerimizden izin alarak ilk şiiri ben
okuyacağım. Şiir bana ait değil, bu şölende adına ödül verilen
Muhibbi’ye, 16. yüzyılın büyük Osmanlı hükümdarı “Muhteşem” Süleyman'a
ait. Başta bir gönül sultanından, Yunus Emre’den iki mısra okumuştum,
şimdi bir dünya sultanına ait bir beyit sunuyorum:

          Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…

Kılıcın efendisi Sultan Süleyman, kalemin de efendisi olarak 5 yüz yıl sonra da dilimizden düşmüyor!

Bu yazı toplam 2354 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
6 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR