Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mahmut Karakaş'ın Ömer Nüzhet Kitabı
10 Eylül 2012 Pazartesi Saat 11:38
Urfa hakkında birçok eser yayımlayan Mahmut Karakaş’ın en son yayımladığı Bir Mutasavvıf Şair Ömer Nüzhet ve Eserleri isimli çalışması hakkında bazı değerlendirmeler





YAYIN DEĞERLENDİRME

MAHMUT KARAKAŞ:

BİR MUTASAVVIF ŞAİR ÖMER NÜZHET VE ESERLERİ

Ekrem BEKTAŞ*

Son yıllarda ülkemizde, yerel tarih, kültür, edebiyat, kısacası yerelle ilgili tüm alanlara karşı bir ilgi, bir yöneliş artmaya başladı. Bu ilgi yadırganacak bir husus olmadığı gibi ülkesel ve evrensel olana ulaşmak için elzemdir. Çünkü “bir şeyin cüzü anlaşılmazsa küllü de anlaşılmaz” kaidesince yerel tarih, kültür, edebiyat ve sanat bilinmezse içinde yaşanılan toplumun tarihi, kültürü, edebiyatı ve sanatı da anlaşılmaz.

İnsanlığın ilk yerleşim bölgesi olarak bilinen Mezopotamya coğrafyasında yer alan Şanlıurfa, tarih, kültür, edebiyat ve diğer sanat dalları açısından zengin ve bu yüzden de araştırılması gereken önemli şehirlerimizden biridir. Bu saydığımız alanlarda her geçen gün bir dizi çalışma, araştırma yapılmakta ve sonuçları da yayımlanmaktadır. Özellikle Harran Üniversitesi’nin kurulmasıyla birlikte bölge ile ilgili yapılan çalışmaların hem nicelik hem de nitelik olarak arttığını görmekteyiz. Akademik camiadan olan araştırmacıların Urfa ve çevresi ile ilgili hazırladıkları çalışmaların Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü tarafından yayımlanması da Urfa açısından takdire şayandır.[1]

Bu yazıda, Şanlıurfa ile ilgili yerel çalışmalarıyla tanınan ve bu güne kadar Urfa hakkında birçok eser yayımlayan Mahmut Karakaş’ın en son yayımladığı Bir Mutasavvıf Şair Ömer Nüzhet ve Eserleri isimli çalışması hakkında bazı değerlendirmelerde bulunacağım. Yazarın daha önce yayımlanan çalışmalarını bildiğim için, Nâbî’den sonra Urfa şiirinin önemli bir temsilcisi olan Ömer Nüzhet Divânı’nın da Karakaş tarafından yayımlandığını görünce sevindim. Ancak eseri elime alıp incelemeye başladıktan sonra sevincim gittikçe azaldı; kelimenin tam anlamıyla sükût-ı hayale uğradım. Böylece eserle ilgili bir değerlendirme yazısı yazma zorunluluğum ortaya çıktı. Değerlendirmeye geçmeden evvel eseri hazırlayan Mahmut Karakaş’ın hayatı ve çalışmaları hakkında bazı bilgiler vermek uygun olur kanaatindeyim.

Mahmut Karakaş, yayımladığı eserinde verdiği bilgilere göre 1946 yılında Şanlıurfa’da doğmuş, ilk ve orta öğrenimini aynı şehirde, yüksek öğrenimini de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamlamıştır. 1971 yılında Şanlıurfa Atatürk Ortaokulunda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni olarak memuriyete başlayan Karakaş, aynı okulda Müdür Yardımcılığı görevinden 1995 yılında emekli olmuştur. Öğretmenlik yaptığı yıllarda Şanlıurfa’da yayımlanan Harran Dergisi’nde araştırma yazıları yazan Mahmut Karakaş’ın bugüne kadar yayımlanmış eserleri şunlardır:

 

1- Tuhfetü’l-Harameyn-Hac Hatırları, Özdal Yayınları, Urfa, 1989; İkinci baskı: Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2011.

2- Müsbet İlimde Müslüman Alimler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1995. İkinci baskı: Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2011.

3- Cumhuriyet Öncesi Şanlıurfa’da Kültür ve Eğitim, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1995. İkinci baskı: Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2010.

4- Şanlıurfa Evliya ve Alimleri, Şanlıurfa Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayınları, Şanlıurfa, 1996. İkinci baskı: Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2011.

5- Şanlıurfa Mezar Taşları, Şurkav Yayınları, Şanlıurfa, 1996. İkinci baskı: Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2011.

6- Şanlıurfa ve İlçelerinde Kitabeler, Şanlıurfa Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayınları, Şanlıurfa, 2001. İkinci baskı: Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2011.

8- Urfalı Baba Cem’i Karadağ Destanı, Şanlıurfa Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayınları, Şanlıurfa, 2006.

9- Urfa’nın Kültür ve İnançlar Serüveni,  Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2010.

10- Bir Mutasavvıf Şair Ömer Nüzhet ve Eserleri, Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 2011.

Görüldüğü gibi Karakaş’ın tüm eserleri Urfa ile ilgili olup uzun ve yorucu uğraş gerektiren çalışmalardır. Yine Karakaş’ın yukarıda sıralanan eserlerinden çoğunun da ikinci baskıları yapılmıştır. Şimdi yazarın Bir Mutasavvıf Şair Ömer Nüzhet ve Eserleri adlı çalışmasından biraz bahsedelim.

Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları arasında 2011 yılında yayımlanan eser, Urfa Valisinin takdim yazısıyla başlayıp içindekiler, yazarın “özgeçmiş”i, “önsöz”, “Bir Mutasavvıf Şair Ömer Nüzhet” başlığı altında “Şair Nüzhet’in Tasavvuf Hayatı”, “Ömer Nüzhet Ragıp Paşa’nın Hizmetinde”, “Ömer Nüzhet’in Eserinde Nâbî”, “Ömer Nüzhet’in Divanında Methettiği İsimlerden Bazıları”, “Nüzhet’in Dünya Görüşü Hakkındaki Şiirlerden Örnekler”, “Ömer Nüzhet’in Tarih Düşürmeleri”, “Ömer Nüzhet’ten Etkilenenler ve Ömer Nüzhet’in Vefatı” alt başlıklarıyla birinci kısım bitiyor.

“Ömer Nüzhet’in Kitapları” başlığı altında da şairin Şerh-i Hadis-i Erbain Tercümesi[2] ile Divan’ın metinleri verildikten sonra Menakıb-ı Evliyâiye fi Ahvali Ridaiyye’nin özeti verilmiş, Zübdetü’l-İlham, Tenbihat-ı Müneccimin ile aynı cilt içinde yer alan ve Ahmed-i Dâ’î’ye ait olan Risale-i Si Fasıl adlı eserler tanıtılmış; İksirü’l-Muhabbe ve Muhteriat adlı eserlerin yazılış tarihleri, birer yazma nüshalarının bulundukları kütüphane ve kayıt numaraları verilmekle yetinilmiştir. Çalışma, “Faydalandığımız  Kaynaklar” başlığıyla son buluyor.

Hazırlanan çalışmanın Önsöz’ündeki ilk cümleleri okuyan bir okuyucu, Karakaş’ın şu muğlak ve garip ifadeleri ile karşılaşır: “Urfa ilk zamanlardan beri çok sayıda şair yetiştirmiştir. Bu şairlerin çoğu şiirlerini saklamamışlar çoğunu yazdıkları gibi nedense çöpe atmışlardır. Bu yüzden eserlerinin çoğu daha kendileri hayatta iken yok olmuştur. Bir kısmının da şiirleri yıllarca saklanmış ve sonunda çürüyerek yok olmuştur.” (Karakaş, 2011:7)

Araştırmacının Önsöz’de “Ömer Nüzhet hakkında şimdiye kadar bir bilgi bulunmuyordu. Şuarâ Tezkirelerinde Ömer Nüzhet’e yer verilmemiştir…. Edebiyat tarihlerinde de bu şairimizden nedense hiç söz edilmemiştir.” gibi kesin ifadeler kullanması çalışmanın bilimsellikten uzak düşüncelerle yazıldığı anlaşılıyor. Oysa eski edebiyat araştırmaları için temel kaynak olan biyografik ve bibliyografik eserlerimizden Şefkat[3] ve Silahdâr[4] tezkirelerinde, Keşfu’z-zünûn Zeyli’nde[5], Mecelletü’n-Nisâb’da[6], Osmanlı Müellifleri[7], Sicill-i Osmanî[8] ve Tuhfe-i Nâilî’de[9] Urfalı Ömer Nüzhet hakkında az da olsa bilgi yer almaktadır. Hazırlanan çalışmada, mevcut kaynaklara ulaşılmadığı ve söz konusu kaynaklardaki bilgilerin gereği gibi değerlendirilmediği görülmektedir.

Bilimsel çalışmalarda özellikle de sosyal alanlarda konu tespit etmek çok önemlidir. Çünkü üzerinde çalışılacak konu veya eser, eğer daha önce çalışılmışsa aynı konu veya eser üzerinde tekrar çalışmak hem etik hem de bilimsel olarak kabul edilebilir bir durum değildir. Ancak bir konuyu tekmil, takviye ya da farklı metotlar kullanarak yeniden ele almak mümkün olabilir. Anlaşıldığı kadarıyla Mahmut Karakaş, Ömer Nüzhet ve eserleri üzerine çalışma yapılıp yapılmadığını merak etmediği gibi araştırma da yapmamıştır. Yazar, eğer biraz merak edip ya Google gibi arama motorlarından ya da YÖK Dokümantasyon Merkezi tez arama sayfasından basit bir araştırma yapsaydı bir tuş kadar kendisine yakın olan Ömer Nüzhet’in Divânı (Açıkel, 2003) ve Hadis-i Erbain Tercümesi (Cihan, 1991:35-36) isimli eserleri üzerine kimlerin araştırma yaptığını öğrenecek ve bir daha bu kadar zahmetli ve zaman alıcı bir çalışmaya girişmeyecekti.

Kaynakçada verilen bilgiye göre, Ömer Nüzhet’in Süleymaniye Ktp. Lala İsmail Paşa Bölümü 492 numarada kayıtlı Divân nüshası esas alınmış ve Latin alfabesine aktarılmıştır. Esas alınan yazma nüsha, mürettep olmadığı için şiirler rastgele düzenlenmiştir. Ömer Nüzhet’in Hadis-i Erbain Tercümesi adlı eseri, yazma nüshada Divân’ın başında bulunduğu şekliyle söz konusu çalışmada da yer almıştır (s. 61-90). Hazırlanan çalışmada hiçbir düzenleme yapılmadan manzumeler olduğu gibi sıralanmıştır. Bu haliyle şairin iki divanı varmış gibi anlaşılabilir. Kasidelerle başlayan (s. 91-120) Divân, “İbtida-i Gazeliyat” başlığıyla gazeller bölümü (s. 120-229) devam etmiş, musammatlar ve tarihlerle (s. 229-311) bitmiştir. Daha sonra “Ömer Nüzhet Divânı” (s. 313) başlığı tekrar verilerek manzumeler, na’t içerikli kasideler ve gazeller, kasideler, mesneviler, musammatlar, gazeller, ruba’iler, kıt’alar, matla’lar, müfredler ve tarihler şeklinde sıralanarak Divan sona ermiştir. Kısacası bu haliyle Divân’ın nerde başlayıp nerede bittiği anlaşılmamaktadır.

Amacımız, hazırlanan Nüzhet Divânı’nın gerek şekil gerekse muhteva açısından -yanlış okumalarla- şiirlerdeki anlamın nasıl kaybolduğu diğer bir ifade ile nasıl anlamsızlaştırıldığı hususuna dikkat çekmektir. Söz konusu çalışmadaki okuma hatalarını, Hatice (Demirkol) Açıkel tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanmış ancak bugüne kadar yayımlanmamış olan Divan-ı Nüzhet isimli çalışma ile mukayese ederek tespit etmeye çalıştık. Ancak makalenin çerçevesini aşmamak için bu mukayese gazeller bölümündeki ilk on gazelle sınırlandırıldı.

Yukarıda da ifade edildiği gibi Mahmut Karakaş tarafından hazırlanan çalışmanın eleştirilecek birçok yönü bulunmaktadır. Evvela araştırmacı aruz vezninden habersizdir. Divan edebiyatı üzerinde araştırma yapanların malumu olduğu üzere Divan şiirini doğru okumanın vazgeçilmez iki önemli şartı vardır. Bunlardan ilki aruz, ikincisi ise anlamdır. Aruz veznini bilmeden eski şiiri doğru okumak nerdeyse imkânsızdır. Mahmut Karakaş, kendisine çok güvenmiş olmalı ki hazırladığı çalışmasında, hiçbir manzumenin veznini yazma ihtiyacını hissetmemiştir. Bu yüzden rastgele okunan manzumelerin çoğunun vezni de bozuktur. Gazeliyyât başlığı altında yer alan ve “Fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbıyla yazılan ilk gazelin ilk beyti

           

Sürme-i âvâze-i dil zülf-i şebbûdur baña*

            ∏onca-i mühr-i «amûşî la¡l-i pür-gûdur baña[10]

şeklinde okunması gerekirken, Karakaş’ın çalışmasında ne vezin ne anlam ne de Arapça ve Farsça’nın uzun ünlüleri gösterilmeden şöyle yer almaktadır:

 

Serme-i avaze-i dil zülf-i şeb budur bana *

            Gonca-i mihr-i hamuşu la’l-i pür kûrdur bana  (s. 388)

Divân şiirinde aruz veznini doğru tespit etmenin ilk şartı Arapça ve Farsçadaki uzun ünlülerin gösterilmesiyle mümkündür. Söz konusu çalışmanın hiçbir yerinde uzun ünlüler gösterilmemiştir.  Bu da manzumelerdeki vezni ve ahengi bozmaktadır. Sebk-i Hindî üslubunun özelliklerini taşıyan ilk gazelin ikinci beyti de

            Na…ş-ı pây-ı eşheb-i va√şet-nijâd-ı dil-rübâ

            Vâdµ-i endµşede bir çeşm-i âhûdur baña[11]

şeklinde olması gerekirken

            Nakş-ı pa-yi eşheb-i vahşet Nejad Dilruba

            Vadi-i endişede bir çeşm-i ahudur bana

biçiminde okunmuştur. “Dil-rüba” ve “nijad” kelimeleri özel ad olarak değerlendirilmiş olmalı ki büyük harflerle yazılmış. Oysa bu okunuşa göre beyte anlam vermek mümkün görünmemektedir.

Karakaş, söz konusu çalışmasında çevriyazı işaretlerini de kullanmamıştır. En basitinden Farsça’daki okunmayan ve çevriyazıda “∙” şeklinde gösterilen “vâv-ı ma’dule”yi kesme işaretiyle göstermiştir: Üstüh∙ân/Üstü’an[12] (s. 88), h∙âhişim/h’aheşim (s. 391), h∙âce/h’ace (s. 392).

Yine çalışmada Farsça terkib-i izafet çeşitleri hep yanlış yazılmış: Üstü«∙ân @ann eyleme/Üstüh’an-ı zan eyleme (s. 88); √a§µr-i zµr-i pehlû/hasir-i zir pehlu (s. 388); Elif-ârâm-ı göñül/Elif aram gönül (s. 388); leb-ber-leb-i mµnâ/leb ber leb mina[13] (389); rû√-âşinâdır meşreb-i mµnâ /ruh aşinadır meşreb mina (s. 389); Ma†la¡-ı nâzik-edâya/Matla-ı nazik edaya (s.389); rû√-âşinâdır/ruh aşinadır (s. 389); O mâh-ı çâr-deh-sâle/O mah çar dehsale (s. 392);

Farsça birleşik kelimeleri kısa bir çizgi ile ayırmak çevriyazıda yerleşmiş bir kuraldır. Oysa söz konusu çalışmada çevriyazı işaretleri kullanılmadığı için Farsça birleşik kelimelerin tümü bitişik yazılmıştır: dil-rübâ/Dilruba (s. 388); dil-cûdur/dilcudur (s. 388); dû-nîm/dunum (s. 392); meh-tâb/mehtab (s. 392); nân-pâre/nanpare (s. 392); ser-best/serbest (s. 392); gül-reng/gülrenk (s. 394); satranç-bâz/satranç baz (s. 394); şehr-bend/şehrbend (s.395); ser-safha/ser safha (s. 397); 

Metinde Arapça tamlamalar da yanlış okunmuş: beytü’ş-şerîfde/beyt el-şerifte (s. 389).

Yine Farsça ön edatların çoğu ya ayrı ya da önüne geldiği kelime ile bitişik yazılmıştır: la¡l-i pür-gûdur/la’l-i pür kûrdur (s. 388); bµ-vefâ/bivefa (s. 397); hem-reng/hemrenk (s. 392); hâk-pâ/hakipa (s. 392); gül-geşt/gülgeşt (s. 392); bî-reng/birenk (s. 393); der-âgûş/deraguş (s. 393); pes-mânde/pesmande (s. 394); bî-vefâ/bivefa (s. 397); gûş-zâde-i tab‘a/guş zare-i tabi’a(s. 389).

Arapça ve Farsça asıllı kelimeler Türkçe bir ek aldıklarında genellikle alınan kelimedeki son ünlü dikkate alınarak ekler uyuma girer. Metinden anlaşıldığı üzere Karakaş, Türkçenin ünlü uyumlarını da karıştırmaktadır. “bâl-i hümâ-yı/bal-ı humayi” (s. 388), “gâret-i sipâha/garet-i sipahe (s. 392). safâsı/safasi (s. 394); şikâra/şikare (s. 395); sübhasını/sübhasini (s. 397).

Aslında metindeki tüm yanlışları teker teker göstermek mümkün görünmemektedir. Yukarıda gösterdiğimiz yanlışların çoğu ilk gazellerden seçilerek örnekler verilmiştir. Özellikle yanlış okunan kelimelerin haddi hesabı yoktur. Örnek vermek gerekirse: sürme/serme (s. 388); şebbû/şeb bu (s. 388); mühr-i hâmûşî/mihr-i hamuşu (388); pür-gû/pür kür (s. 388); firâşide/feraşide (s. 388); rindân/dendan (s. 389); âbî/ebi (s. 389); √ırs-ı/hars-ı (389); müheyyâdır/mehyadır (s. 389); nagamât-ı/nağmat (s. 391); yekûn/sükûn (s. 391); tenük-@arfımı/tenkzarfımı (s. 392); Cevzâ/cevaz (s. 392); vecd ile/vesihle (s. 392); hoşâ/huşa (s. 392); hezâr-ı/hızır (s. 393); micmer/mecmer (s. 393); ¡anûd/’unûd (s. 393); sa«layup/sıkılıp (s. 393); ¡arzı/‘irzi (s. 394); ¡Amâ-yı dîde/İmadı dide (s. 394); pîşe/çişe (s. 394); mülket-i Rûm/meleket-i rum (s. 394); Hallâc/ilaç (s. 395); firib-horde/ferib horde (s. 395); …urbet/karabet (s. 395); sukâta-çîn/sıfat-ı çin-i (s. 395); çekelden/çekildi (s. 395); fülk/felek (s. 395); hoş/huş (s. 395); Me’âl-gîr-i mutûn-ı suhan/Meal-i kiremetden sahn-ı (s. 397); güşâde-i girih-i/küşadi-i küre (s. 397)

Hazırlanan çalışma ile Ömer Nüzhet Divânı’nın nasıl katledildiği, “eyleme yâ Rab” redifli dördüncü gazelin ilk beytinin ilk mısraı özetlemektedir.

 

Bâd-ı πamile …addimi mµm eyleme yâ Rab

            ‰ab¡ım bu melâletle sa…µm eyleme yâ Rab[14]

şeklinde okunması gereken beyit

 

            Yarağım ile kademi mim eyleme ya Rab

            Tab’ım bu melaletle sakim eyleme ya Rab (Karakaş, 2011: 391)

biçiminde okunmuştur. Bu örnekten sonra söz konusu çalışmadaki hataları zikretmekle başta Divân’ın şairi Ömer Nüzhet’e, onun muhiblerine ve klasik edebiyatla uğraşanlara haksızlık etmiş oluruz. Nüzhet’in Divânı, “Şiiri çok seven ve devamlı şiir dünyasını takip eden Urfalılar tarafından...” anlaşılsın, daha çok okunsun diye eski harfli halinden Latin harflerine aktarılmasaydı çalışmanın sahibi, Urfalı edebiyatseverlere o zaman daha çok hizmet etmiş olurdu.

Özetle işin ehli olmayan kimseler tarafından hazırlanan bu tür çalışmaların muhakkak surette alanın uzmanları tarafından incelendikten sonra yayımlanmaya karar verilmesi, hem hazırlayan için hem de yayımlayan kurumun prestiji için çok önemlidir.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 6733 defa okundu.

abdurrahman
talihsiz bir yazı
Akademik takıntılarla yazılmış insafsız bir yazı. bahsettiğiniz çeviri yazı işaretleri sadece akademik çevre için geçerli. siz, akademik tezler dışında hangi kitapta bu tür işaretler gördünüz. okur için bunlar eseri okunmaz hale getiren şeylerdir.
ayrıca klasik metin çevirilerinde hata normaldir. on tane akademisyen kafa kafaya verip çevirirsiniz ama yine de bir sürü hata olur. bunları bilmiyor musun da bu satırları yazıyorsunuz.
07 Ağustos 2014 Perşembe Saat 01:12
hasan
emeğe saygı 3
Aslına bakarsanız iyi ki siz bu eserin çevirisini yapmamışsınız, yoksa eseri katlettiğiniz yetmemiş gibi birde sizin çevirinizi çevirmek gerekirdi. Lütfen bundan sonda çeviri yapmayın ve bir kitabı eleştireceğiniz zaman önce o kitabı okuyun.
12 Mayıs 2013 Pazar Saat 14:32
hasan
emeğe saygı 2
Kitabın kaynakçasına bakmadan nasıl bu eserlerden faydalanılmadığını söyleyebiliyorsunuz, doğrusu şaşırdım. Ayrıca ben bir mühendis olarak siz yaptığınız çeviriyi okuyamıyorum, Türk alfabesinde olmayan “∏-«-¡-√-µ §- @” gibi alfabemizde olmayan ancak bir kısmını matematiksel formüllerde kullandığım harfler ile çeviri yapmışsınız ve yazarı bu şekilde çeviri yapmadığı için ağır bir şekilde eleştirmişsiniz. Aslına bakarsanız iyi ki siz bu eserin çevirisini yapmamışsınız, yoksa eseri katlettiğiniz
12 Mayıs 2013 Pazar Saat 14:31
Tüm Yorumları Göster(4)
Şu An Sitede
41 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR