Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
S.Ahmet Kaya
seyyidak@hotmail.com
Bir Şehir Eleştirisi Yapmanın Gerekliliği
18 Temmuz 2012 Çarşamba Saat 15:04

 

Şehir, görünen şekliyle sadece beton bloklarından, kesme taş yığınlarından, sokaklardan, caddelerden, park ve meydanlardan; sinema ve mabetlerden, sanat ve mesleki kurumlarından, okul ve mahkemelerden müteşekkil değil… Bunlarla birlikte ve bunlardan öte anlamlar içeriyor şehir imgesi… Ama kendini öyle kolay ele vermeyen, karmaşık ilişkiler bütünü içinde bir aileler organizasyonudur şehir. En zor ve karmaşık problemlere bile çözümler üretme imkanıyla, bizleri kendine hayran bırakmaya devam ediyor..            

Bu vesileyle bir şehri, tüm boyutları ile anlamak mümkün olabilir mi? Böyle bir imkân var mıdır?

Evet, böyle bir imkân vardır. Çünkü şehrin doğası, anlamayı ve anlaşılmayı kolaylaştıracak dinamiklere sahip. Tıpkı bir insan bedeni gibi her gün yenilenen, değişen ve gelişen doğal yapısıyla, kafamızın içindeki tüm sorunlara cevap verebilecek üretkenliğe sahip...

Şüphesiz bu açıdan bakıldığında, şehirlerin birçok anlaşılma biçimleri olduğu görülecektir. Gelenekçi şehirler olsun, modern şehirler olsun, onların ana damarlarını besleyen kodların, anlamayı ve anlaşılmayı zihinsel olarak çözecek ipuçlarını güçlü bir şekilde içerdiğini belirtelim… Sıradan her insanın belki gözleri ve sezgileri ile hissetmediği veya bir tanım getiremeyeceği şehri, aklı başında her insanın anlamaya yönelik zihinsel bir çabası, bir düşüncesi veya en azından merakının var olduğunu da düşünüyorum…

 

Şehir üzerinde düşünmek ve yazmak sorumluluk gerektiren bir eylemdir. “Şehir” ve “kültür” ilişkisi, birbirini çağrıştıran iki nesnel kavram olarak şehirlinin hayatında önemli bir yer tutmaktadır. En eski çağlardan günümüze, tarım toplumundan sanayi devrimi toplumuna dünya şehirleri mimari, estetik, düzenleme açısından birbirilerinden farklıdırlar. Hiçbir şehir, yekdiğerine benzemez. Ama bu hususiyetlerine rağmen birbirinden farklılıklar gösterse de şehirler, dinamik insan yapısıyla birbirilerine yakın dururlar.  İşte bu yakınlık, kültür dediğimiz olayı doğurur. İçeriği dolayısıyla sınırları bir yerde tutulmuyor, belli normlara hapsedilmiyor kültürün.  Dolayısıyla sonsuz tanımlarıyla kültür, fiziki görüntünün tersine zengin içeriğiyle bir yakınlık kurar şehirler arasında. Böylece, yeni  kimlikler oluşturur şehirler için. 

 

Kültürel kimliği sayesinde şehir, bütün sınırların ortadan kalktığı, dileyenin daha fazla hazlar almak için yaşamsal alanlarını genişletecek şartları zorladığı ütopik şehir olmaktan çıkmıştır... Çünkü “metropole özgü hayat, metropol insanındaki bir bilinçlilik düzeyinin ve zekanın baskınlığının temelini teşkil etmektedir.”[1] Şehir, bir bakıma kendisinin ürettiği sorunları yüksek bir bilinç ve zekâ performansıyla, hatta yüksek bir sadakat ile çözecek argümanlar ürettiğine göre; şehirleri, iyi-kötü huylar gösteren canlı bir organizma gibi telakki edebiliriz… Bu yüzden Farabi, şehirleri erdemli şehirler, erdemsiz şehirler şeklinde ikiye ayırmakta; fazıl şehir, cahil şehir, değişmiş şehir, şaşkın şehir[2] gibi türevleriyle de şehirleri çeşitlendirmektedir… Bu ayırım, bize şehirlerin daha iyi anlaşılmasını kolaylaştıracak imkânlar da sunuyor...

 Şehirler, sınırları serbest olan mekânlar olması hasebiyle erdemli temayüllerle birlikte basit, bayağı tepkiler de gösterebiliyor. Zenginlik, toplumsal statü, cinsellik, meslek, para gibi insani faaliyetler, şehrin doğasında vardır. Şehrin doğası, bunların elde edilmesi için her yolun denenmesini mubah kabul edebilir. Madde ve eşya öncelikler arasındadır bu durumda. Öte yandan şehir, yüksek erdemler göstererek etik kuralların öncülüğünü de yapar; hasetlik, hırs, adam öldürme, fuhuş, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık vesaire benzeri nahoş hareketlerin toplumdan soyutlanması için ahlaki ve hukuki disiplinler geliştirilmesi gibi…

Şehir, bir kültür ve irfan yuvasıdır. Robert E. Park’ın ifadesiyle “medeni insanın yaşam alanı”. Bu yönüyle statülerin arz-ı endam ettiği yüksek bir organizasyondur şehir. Farabi’nin şehirli tiplerini belli bir hiyerarşik düzen içerisinde konumlandırması da bu yüzden. Bu yüzden yüksek bir maliyet (maddi-manevi) ve sadakat gerektiriyor şehirde yaşamak… Tabi kültür ve irfan…

Şehir, fiziksel öğelerinden öte anlamlar içerdiğini söyledik.  Şehirlilerin hayatlarındaki her türlü davranış ve düşünce biçimleri,  sosyal ilişkileri, politik ve dini tercihleri, sosyal-siyasal örgütlenme özellikleri ile birlikte mimari ve estetiksel, sanatsal tercihleri, kendine özgü bir şehir kimliği meydana getirmiştir. 

Şehir ve kültür ilişkisi ile birlikte oluşan şehirli kültürün korunup yaşatılması gerekir. Çünkü şehirde birçok insan grubu yani çeşitli kültürler geleneklerinden ve inançlarından ödün vermeden yaşamaktadırlar. Dolayısıyla şehir hayatı içinde farklı kültürlerin kendilerini ifade edebilecekleri politik ve sosyal zeminin veya zeminlerin oluşturulması gerekmektedir. Bu zemin ancak özgür bir düşünce, geniş bir gönül ve adil bir anlayışla gerçekleşebilir.

 



[1] Georg Sımmel. “Metropol ve Zihinsel Yaşam.” (Türkçesi Ahmet Aydoğan, Şehir ve Cemiyet) İstanbul 2000

[2] Farabi. Medinet’ül Fazıla. Ankara 2002

Bu yazı toplam 6573 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
7 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR