Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mustafa Özçelik
m.ozcelik26@gmail.com
Vesiletü’n-Necat Yahut Mevlid
30 Mart 2012 Cuma Saat 21:02

Bir eser düşünün. Şairinin tek eseri… Tek eseri

ama bir gelenek oluşturmuş ve yüzlerce benzeri

yazılmış. Aynı şekilde yazıldığı günden bu yana sadece

Anadolu coğrafyasında değil Budin’den Kahire’ye;

Kazan’dan Bağdat’a, Kafkasya’dan Balkanlar’a uzanan

geniş bir coğrafyada ilgi görmüş, sevilmiş ve şöhret bulmuş

bir eser. Dahası doğuş yeri bir cami… Fakat tesir

alanı camiyle sınırlı kalmamış, hayata uzanmış doğumdan

ölüme, düğünden kandil merasimlerine kadar insanın/

insanların olduğu her yere tesir etmiş. Tabiiki Süleyman

Çelebi’nin eserinden Vesiletü’n-Necat’tan yani

Mevlid’den söz ediyoruz. Şüphesiz ki, gerek Türk gerek

dünya edebiyatlarında bu özellikleriyle bir benzeri olmayan

bu eserin bereketi, elbette konusundan, konu olarak

işlediği müstesna bir isimden, Hz. Peygamber’den gelmektedir.

KUTLU DOĞUM GÜNÜ VE

DOĞUM YERİ

Mademki; bu eser, konusu itibariyle Hz. Peygamber’i

anlatıyor. Öyleyse genelde Mevlid adı verilen eserlere

özelde Süleyman Çelebi’nin Mevlid’ine biraz daha yakından

bakalım: Mevlid, Arapça’da zaman ismi olarak

“Herhangi bir kimsenin doğduğu zaman” anlamına gelen

bir kelimedir. Fakat, edebi literatürümüzde bu anlamından

çoktan soyunmuş ve yaygınlaşan yeni özel anlamıyla

Hz. Peygamber’in “doğduğu gece” için kullanılan

bir kelime haline dönüşmüştür. Mevlid kelimesi, aynı

şekilde mekân ismi olarak kullanıldığında da yine Hz.

Peygamber’in “doğduğu ev”i ifade etmektedir. Dolayısıyla

Mevlid’i bu iki anlamını da kuşatacak şekilde “Kutlu

doğum günü/yeri” olarak anlamak gerekmektedir.

ÂLEMLER NURA GARK OLDU

Şüphesiz ki, Hz. Peygamber’in doğumu sadece Müslümanlar

için değil getirdiği mesaj evrensel olduğu için

bütün insanlık için çok büyük öneme haiz bir olaydır.

Zira; bir İlahi güftesinde de belirtildiği gibi, Hz.

Peygamber’in doğumuyla “Âlemler nura gark” olmuştur.

Bu, şu anlama gelmektedir. Efendimiz, tebliğiyle

görevli olduğu İlahi mesajla karanlık bir çağı aydınlatan

bir nur(ışık) olmuştur. Böyle bir ışığa kalem ehlinin ilgisiz

kalması, O’ndan ilham almaması elbette düşünülemezdi.

Nitekim öyle oldu ve Hz. Peygamber için içinde

Na’atlardan Miraciyelere; Hilyelerden, Esma-i Nebilere

kadar çok sayıda edebî türün yer aldığı bir edebiyat

teşekkül etti. Gönüller, onun sevgisini yaşayarak huzur

buldu. Kalemler, O’na ait sevgiyi anlatarak onurlandılar.

Hz. Peygamber’le ilgili söylenen/yazılan her mısra,

dilden dile gönülden gönüle yayılarak okuyanları/dinleyenleri

tek bir yürek haline getirdi.

MEVLİD GELENEĞİMİZ

İşte adına Mevlid dediğimiz eserler de Hz. Peygamber’le

ilgili edebiyatın zengin bir kolunu teşkil ederler. İslâm

âleminde 10. asırdan itibaren görülmeye başlanan bu

tarz eserler arasında İmam-ı Tirmizi’nin Şemâil’i adı

Mevlid olmasa bile bu tarz eserlerin bir başlangıcı sayılabilir.

Zaten çok geçmeden doğrudan Mevlid adını taşıyan

eserler de yazılmaya başlanmış ve bu türde ilk örneği

Mevlidü’n-Nebi adlı eseriyle İbn-ü Cezvi vermiştir.

Açılan bu yolda yazılan daha pek çok eserden bahsedilebilirse

de biz, Türkçe Mevlid geleneğine ve Süleyman

Çelebi’ye dönmek istiyoruz. Zira, Türk edebiyatında

ilk Türkçe Mevlid metni Süleyman Çelebi’nin

Vesiletü’n-Necat adını verdiği eseridir. Bunu söylerken

Süleyman Çelebi’den iki yıl önce yine Bursa’da şair Ahmedi

tarafından yazılan Mevlid’i unutuyor değiliz. Fakat

onun eseri Çelebi’ninki kadar şöhret bulmadığı için

geleneğin kurucusu olarak Süleyman Çelebi’yi görüyoruz.

Şunu da ekleyelim. Süleyman Çelebi’nin eserinden

sonra yüzü aşkın Mevlid yazılmış ama hiç biri onun

şöhretini yakalayamamıştır. Bugün, konu ile ilgili akademik

çevrelerin dışında hiç kimse ne Mustafa Selami

Efendinin, ne Muradi’nin ne Şahidi’nin, ne Şemseddin

Sivâsî’nin Mevlid’inden haberdardır.

KENDİ SEMASINDA TEK YILDIZ

Mevlid, zamanla öylesi bir esere dönüşmüştür ki, bir taraftan

pek çok şaire tesir ederek onların Mevlid yazmasına

sebep olurken bir taraftan da “kendi semasında tek

yıldız” olarak asıl şairinin adının bile önüne geçmiştir.

Mevlid, şairinden çok şöhret bulmuş, nerdeyse onun

adını bile unutturmuştur. Öyle ki; eğer biz, Mevlid’in

kimi yerlerinde “Süleyman” adını okumasak bu eseri

anonim bir eser sayacağız. Bu durum, elbette eserin lehine

olan bir özelliktir. Zira, bir eserin anonimleşmesi

onun asırlar boyunca ne denli benimsendiğinin ve yaygınlık

kazandığının bir göstergesidir. Dolayısıyla Süleyman

Çelebi de böylesi bir eserin şairi olarak dünyada

çok az şaire nasip olan şöhretli bir isim haline gelmiştir.

Çünkü Mevlid’in okunmadığı bir zaman ve mekân ner-

.....

*Bu yazı daha önce Yeni Dünya Dergisinde yayınlanmıştır.


Bu yazı toplam 9956 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
18 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR